Bu üçüncü kitabım, büyük ihtimal hiç bitmeyecek, başı ve sonu yazıldı. Aşağıda kitabın başlangıç sayfası. Bilemiyorum, bakarsınız kitabı online yazarım, burada.
Bu hap, istenmeyen çocuğunuz doğduktan yıllar sonra alınabilecek, hatta çocuğunuzun bile alabileceği, o çocuğu hiç doğmamış, hiç olmamış bir duruma getirecek bir mucize hap.
Galiba sevgili İsa, aziz İsa ben hariç herkesin hesabını ödemişti. Ne yapsam, ne etsem bedenimi hangi binanın, çatının altına soksam da içimdeki suçluluk duygusundan bir türlü kurtulamıyordum. Bunda mimarların da bir günahı yoktu.
Yeryüzünde tanrı tarafından gönderilmiş ya da insanlar tarafından uydurulmuş bütün dinlerin tapınaklarına girdim, ateşe tapanların, puta, kelebeğe, paraya, uyuşturucuya, müziğe türlü çeşit şeye tapanların ayinlerine katıldım, Kamboçyada öküzü canlı canlı parçalayanlarla dans ettim, onların danslarıyla kendimden geçtim ama suçluluk duygusu bir türlü beni terketmeyecekti.
Sanki bendim o gaz odalarında insanları katleden, tek farkım, ben din, dil ırk ayrımı yapmazdım, bence önce komşundan öldürmeye başlamalıydın. Kuyrukta önündeki kişiden. Onca yılın boşa çabası, benliğe gereksiz bir sürü eziyet, oysa ki insanları sevmiyordum. Beş altı kişi olsalar hepsini tek tek adlarıyla hatırlar ve sevebilirdim.
Sıfırı ben bulmak isterdim. Hayatım sıfırın bulunuşunun bir alegorisi gibiydi. Ben yeldeğirmenleriyle savaşmak yerine onlara teslim olan, onlara esir düşen bir adamdım.
Daha önceleri kötülük ve iyilik birbirinden ayrıydı, ying ve yang gibi, bir bakışta tanıyabiliyordunuz. Ama sonraları orospu çocukları ikisine de o kadar tecavüz ettiler, o kadar karıştırdılar ki şimdi düşmanını damıtman lazım ondaki kötülüğü ayırıp savaşmak için.