Yıllar önce bu kitabın taslağını bir yayınevine yollamıştım. “Muhteşem hayalgücü, ama bu romanın üzerinde bir 6 ay daha uğraşman gerekir, gelirsen nasıl olacağını gösteririm.” Yayınevinin editörünün telesekreterime bıraktığı mesaj aşağı yukarı buydu. Gitmeyecektim, bunun bir tanesini yıllar içinde farkedeceğim 2 sebebi vardı.
1- Yazılanı değiştiremezdiniz, öyle ki, kitabı zaten ben yazmamıştım, sanki beynimi, elimi bir faks makinası gibi kullanarak bir yerlerden bana fakslanmıştı. Nereden geldiğini bilmediğim bir metni hangi yetkiyle, hangi bilgiyle değiştirecektim. Bilinç püskürtmesi tekniğiyle yazılmıştı.2-Bunu zaman içinde belli belirsiz kavrayacaktım, geriye dönüp baktığımda, büyük ihtimal beni yıllar boyunca bu tür görüşmelerden uzak tutan şey, Şeytanla karşılaşmaktan, bana reddedemeyeceğim bir teklif yapmasından korkmamdı. Herkes gibi zaaflarım vardı. Ruhumu kaybetmek istemiyordum.
Aradan yıllar geçti, hayat kitapla paralel bir savrukluğa, hoyratlığa, bir kargaşaya ulaştı. Bir kelimesini bile değiştirmemi gerektirmeyecek bir büyübozumu yaşadık, kitap adeta yıllar öncesinden bugünleri haber veren bir kehanete dönüştü, bence anlatılan bir sürü şey gerçekleşti, bir kısmı ise hala gerçekleşmeyi bekliyor.
Ben her okuduğum şeyde kendi hayallerimi kurmama olanak sağlayacak ilham veren metinler peşinde koştum, yazarken de aynı amacı güttüm, ilham vermek. Eğer, şu satırların arasında içinizden bir kişiye bile belli belirsiz kendi düşlerini bir ucundan kurma fırsatı verebilmişsem amacıma ulaşabilmişimdir.
Artık, şeytanla karşılaşmaya hazırım, hayır, hala istemem bunu, bunca yılın sonunda onun her türlü teklifini reddebilecek bir güce ulaştım mı bunu bilemiyorum ama yine de bunu test etmek durumunda kalmak istemem.
Ruhum hala benimdir...
Ado a.k.a Adnan Özdemir-Beyaz tavşanı takip et.
-Tavşan hareket etmiyor.
- Seni harikalar diyarına götürecek.
- Ama tavşan cansız.
-Önemi yok, peşinden git.
- Tavşan ölü diyorum.
- Onu takip et.
- Peki.
-...